ENGLISH
  Güncelleme: 28/10/2017

AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik AA'ya Konuştu

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, gündeme ilişkin konuları AA muhabirine değerlendirdi.

Türkiye'nin büyük bir devlet olduğunun altını çizen Bakan Çelik, Türkiye'nin Gümrük Birliği Anlaşması'nı yaptığında AB'ye üye olması durumunda Avrupa'nın bugün yaşadığı hiçbir sorunu yaşamayacağına işaret etti. Bakan Çelik, şu ifadeleri kullandı:

"AB meselesi, bizim onlardan talep ettiğimiz, onların da nazlandığı bir mesele duygusundan çıkarılmalıdır. Bu mesele şudur, kim ne derse desin biz büyük bir Avrupa devletiyiz, Ortadoğu, Asya, Akdeniz ve Karadeniz devleti olmamızın yanı sıra. Yüz yıldır da bir Avrupa demokrasisiyiz. Avrupa'nın tarihi bizsiz yazılamayacağı gibi Avrupa'nın geleceği de bizsiz olmaz."

Almanya'da seçimlerin ardından kurulacak yeni hükümetle iki ülke ilişkilerinin normalleşme umudunun sorulması üzerine Bakan Çelik, Almanya'da seçim sürecinde çoğunlukla Türkiye'nin konuşulduğunu hatırlattı.

Seçimlerde başbakan adayı olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) lideri Martin Schulz'un büyük bir başarısızlığa imza attığını söyleyen Bakan Çelik, "Kurumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru hakkı olsa, SPD 'Schulz'u bana niye genel başkan yaptınız' diye AİHM'e başvurabilir. Bu kadar net ve hazin bir tablodur." değerlendirmesinde bulundu.

Seçimlerden birinci parti çıkan Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı ve Başbakan Angela Merkel'in de Schulz'un kışkırtmasıyla Türkiye ile ilgili ifadeler sarf ettiğini dile getiren Bakan Çelik, sonuç olarak merkez sağ ve sol partilerin oy kaybettiğini anımsattı. Bakan Çelik, şunları kaydetti:

"Türkiye düşmanlığı yapanların gerçek ajandası, AB düşmanlığıdır. AB düşmanlığı yapamadıkları için en üste Türkiye düşmanlığı, İslamofobi, anti-semitizmi koyuyorlar. Dolayısıyla AB'yi destekleyen bütün partiler, Türkiye düşmanlığı yaptığı andan itibaren oy kaybeder. Çünkü orada AB ve Türkiye düşmanı orijinal partiler var, aşırı sağcılar. Orijinalin yerine hiç kimse kopyasıyla uğraşmaz."

Almanya'da kurulacak koalisyonun "Türkiye ile nasıl ilerleyebiliriz" değil, "Türkiye ile ilişkileri nasıl kilitleyebiliriz" yaklaşımı içinde olduğunu belirten Bakan Çelik, seçim öncesi yapılan bütün uyarılara rağmen ortaya böyle bir tablo çıkmasından dolayı Türkiye ile ilişkiler bağlamında hiç umutlu olmadığını söyledi.

Frankfurt polisinin resmi Twitter hesabından, terör örgütü PKK'nın etkinliğine ilişkin yapılan paylaşımı gösteren Bakan Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Diyor ki burada 'Bugün sizler için görevdeyiz, tema Öcalan ve Kürdistan'. Öcalan terör örgütü elebaşı... Resmi polis gücünün Twitter hesabından böyle bir paylaşım... Bununla ilgili ne kadar çok şeye şahit oluyoruz. Türkiye'nin seçilmiş Cumhurbaşkanı'nın kafasına silah dayanmış 'Diktatörlüğü öldür' diyen bir resim orada polis arabalarının gözü önünde, böyle bir tablo ortaya çıkıyor. Ne denmek isteniyor bize? Şunu mu demek istiyor birileri, 'Yani sizin bizimle ilişkileriniz iyi olmazsa biz de burada PKK'yı himaye ederiz' mi? PKK onlara hiçbir şekilde pozitif bir katkı olarak dönmeyecektir. Bir müddet sonra palazlandığı zaman, bu bölgede yaptığı işleri orada da yapmaya başlayacaktır. Aynı geçmişte yaşadığımız bir takım sıkıntılı tabloları Avrupa içerisinde PKK'nın faaliyetleri olarak göreceğiz."

PKK unsurlarının kolaylıkla DEAŞ'a dönüşebileceği ya da iş birliği yapabileceği uyarısında bulunan Bakan Çelik, Türkiye karşıtlığı güderken Avrupa'daki toplumsal düzeni sabote edecek çok büyük bir sıkıntıya kapı açıldığına işaret etti.

PKK'nın özellikle Almanya ve Belçika'daki hareket serbestliğine işaret edilerek Türkiye'ye PKK üzerinden bir mesaj verilmek istenip istenmediğinin sorulması üzerine Bakan Çelik, şu ifadeleri kullandı:

"Bu bir kere olmuyor, 5 kere, 10 kere, 100 kere oluyor. Tabii Belçika'da daha vahim bir tablo ortaya çıktı. Belçika'daki mahkeme 36 PKK üyesinin, bağlı özel ve tüzel kişinin terör örgütü üyeliğinden yargılanamayacağına hükmetti. Şimdi bu yargı kararı düzeyinde alınmış en vahim kararlardan bir tanesi. PKK, AB tarafından terör örgütü olarak tanınıyor. Aynı şekilde sloganlarının, bayrağının kullanılması, Öcalan posterinin açılması yasaktır, suçtur. Ama buna rağmen Avrupa meydanlarında rahatlıkla bunları görebiliyorsunuz. Belçika'da ise açık bir şekilde göz yumma, himaye etme şeklinde bir tavır var. Bu mahkeme kararıyla da ortaya çıktı. Yani bir mahkeme AB'nin terör örgütü olarak saydığı unsuru nasıl yargılayamaz? Veya bunların terör örgütü üyeliğinden yargılanamayacağına nasıl karar veriyor? Buradaki terör örgütü üyeliğinden yargılanamaz sözünün altına iyi bakmak lazım. Eğer terör örgütü üyeliğinden yargılanamaz diye bakıyorsa, o zaman buna böyle bir kurtuluş mücadelesi veren meşru bir güç gibi bakıyor anlamına gelir.

Bu da maalesef dünyanın kötü alışkanlıklarının yeniden dirilmesidir. Yani herkesin bir diğerine karşı bir terör örgütünü himaye ettiği dünya düzeninin ne kadar kötü sonuçlar ortaya çıkardığı hep beraber görüldü. Belçika'nın ve Almanya'nın bu konuda sağduyulu olmasını bekliyoruz. Terör örgütleri konusunda çifte standart olmaz."

AB’nin sığınmacı mutabakatı kapsamında Türkiye’ye aktarması gereken fonlara değinen Bakan Çelik, birliğin son zirvesinde Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de taahhütlerine sadık kalmalarına ilişkin ifadeler kullandığını hatırlattı.

Bakan Çelik, "899 milyon avro harcandı. Onun dışında harcanmış bir şey yok ama Avrupalılara sorduğunuzda, 'Biz 2,4 milyar avroyu serbest bıraktık.' Serbest bırakmak ne demek? 'Bunun 1,6’sını da sözleşmeye bağladık' diyorlar. Zaten biz 'Sözleşmeye bağladık veya serbest bıraktık' laflarından hiçbir şey anlamıyoruz. Burada somut bir kriz var ve bu somut kriz karşısında acil yardım yapılması gereken insanlar var." diye konuştu.

Somali’ye yaptıkları ziyaretten ayrılırken oradaki bir bakanın kendilerine, “Sizin Başbakanınız (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan) buraya geldi. Buradaki hayatı gösterdiniz dünyaya. Bu en büyük yardımdır.” dediğini aktaran Bakan Çelik, bu örneği Avrupalı mevkidaşlarıyla paylaştığını ve onlara “800 bin çocuğun yarısına eğitim veriyoruz. Diğer yarısını da eğitmemiz lazım.” dediğini söyledi.

Avrupalıların da kendilerine hak verdiğini belirten Bakan Çelik, kendisinin de bu bütçe modelinin yanlış olduğunu onlara ifade ettiğini bildirdi.

“Bütçe modelini ve yardım aktarma modelini değiştiremiyorlar. Bu konuda henüz bir mekanizmaya dönüşmese de yeterli bir duyarlılık oluşturduğumuzu düşünüyorum.” diyen Bakan Çelik, karşı tarafa, bu paraları Türkiye harcasa da denetimlerini onların yapmasını da önerdiklerini dile getirdi. 

Bakan Çelik, şöyle devam etti:

“AFAD üzerinden yürütülen projeler direkt aktarılsın ve gelin denetleyin bunları diyoruz. Biz bunları zaten eğitim, sağlık dışında bir şey için kullanmıyoruz. Cumhurbaşkanımız, 'Suriye içinde güvenli bölge kurulsun' diyordu. Esasen Merkel buna o zaman destek vermişti ve 'Yüksek de bir para ayırırım' demişti. Eğer bu kurulsaydı bugün bu göç sorunu da olmayacaktı. Benim vardığım sonuç şu: AB’nin acil insani krizlerle ilgili bütçe modeli sığınmacıyı düşünmekten çok harcamanın nasıl yapılacağını düşünen bir model. Sabit, uzun vadeli bir kriz çerçevesinde düşünülüyor.“

Bakan Çelik, AFAD ile İçişleri ve Sağlık bakanlıkları gibi Türk kurumlarının yaptığı projelerin dünyadaki projelerle mukayese edilmesi halinde kimsenin söyleyeceği bir şey olmadığını vurguladı.

Türkiye 3 milyondan fazla Suriyeliyi misafir ederken bu durumdan dolayı Türkiye’de tepkisel ırkçı hareket olmadığını dile getiren Bakan Çelik, Avrupa’da siyasetini sadece buna indirgemiş partiler olduğunu görmek gerektiğini kaydetti.

Bakan Çelik, “Eğer Türkiye 3 milyon kişiyi misafir etmeseydi, bu kadar sığınmacı Avrupa’ya gitseydi, bu partilerin istismarı yüzünden bugün Merkel seçim kazanamazdı. Avrupa’daki pek çok merkez partisi birinci, ikinci parti olma konumunu kaybederdi. Aslında bu sığınmacı anlaşması üzerinden Türkiye, Avrupa demokrasilerini korumuştur, Avrupa’nın siyasi kültürünü korumuştur.” ifadelerini kullandı.

FETÖ mensuplarının bazı Avrupa ülkelerindeki mevcudiyetine ilişkin soruyu yanıtlayan Bakan Çelik, bu kişilerin bizatihi devletin imkanlarını kullanarak buralara yerleşmiş durumda olduğunu belirtti. Avrupa’da bazı devletlerin bunları himaye etme konusunda aktif tutum takındığını ifade eden Bakan Çelik, böyle büyük bir ağın tek başına yapılabilecek bir iş olmadığını anlattı.

Bakan Çelik, FETÖ’nün kendi başına üreteceği aklın ilkokul birinci sınıf düzeyinde olduğuna ancak şu an dünyanın en tehlikeli terör örgütlerinden biri konumunda bulunduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Bunun arkasında başka bir ağ, başka bir destek, başka bir lojistik var. Fetullah Gülen’in, terörist başının yazdığı bir metne bakın, metnin içinde ne Türkçe ne mantık ne de bir tutarlılık var. O düzeyde bir aklın böyle bir ağ oluşturabilmesi mümkün değil. O, Türkiye’ye, bu millete düşman, sapık bir dini ideolojiye sahip bir kişi ve kullanışlı bir malzeme. Bu kadar büyük bir ağa yerleştirilmesi, bunun özel bir organizasyon olduğunu gösteriyor." 

Bakan Çelik, FETÖ'yle mücadelenin uzun soluklu olduğuna işaret etti.

Terör örgütü PKK/PYD'nin Suriye'deki varlığına ve ABD'nin tutumuna ilişkin soruyu yanıtlayan Bakan Çelik, "Burada terörle mücadelede sahada asker bulundurmamak için sahadaki her güçle iş birliği yaparım gibi bir yaklaşım çok büyük sıkıntılar yaratacaktır. Bu, geçmiş zamanlarda Afganistan'da denendi. Kim olduğuna bakılmaksızın bir düşmana karşı birileriyle iş birliği yapıldı. Ama onların niteliğinin terör örgütü olup olmadığı hesaba katılmadı. Bir müddet sonra, o müttefikler o ülkeleri tehdit eden unsurlar haline geldiler. Taliban da El Kaide de birileri tarafından birilerine karşı kullanıldı ve sonuçta başka bir canavara dönüştüler." dedi.

Aynı tablonun yeniden üretildiğini söyleyen Bakan Çelik, "Bir terör örgütüyle mücadele etmek için başka bir terör örgütünü kullanıyorlar. Şimdi Rakka'da Öcalan posteri açıldığı zaman, 'Öcalan saygı duyulmaya değer bir kişi değildir' demek ne demek? 'Saygı duyulmaya değer değildir' deyip cümleyi bıraktığınızda bunun içine 'iş birliği yapılabilir bir kişidir' cümlesi girebilir, başka cümleler girebilir. Dolayısıyla açık bir cümle kurulması lazım. Bu kişi bir katildir. Bir terör örgütünün başıdır. Bu şekilde değerlendirme yapılması lazım. Bu şekilde dolaylı bir değerlendirme yapıldığı zaman sorun var demektir." diye konuştu.

Posterin ortaya çıkmasının iş birliğinin görünen yüzü olduğunu ancak asıl sorunun bu iş birliğinin niteliğinde olduğunu söyleyen Bakan Çelik, bu durumun daha büyük sıkıntıları tetikleyeceğini belirtti.

Bakan Çelik, "Müttefiklerimizin yaptığı iş kısa vadeli olarak DEAŞ'ın gönderilmesiyse DEAŞ'ın ortaya çıktığı koşulları tekrar hatırlamakta fayda var. Bu şekilde yapıldığı zaman DEAŞ gider, daha tehlikelisi gelir." ifadesini kullandı.

Esas olanın örgütlerle ideolojik mücadeleyi kazanmak olduğunu vurgulayan Bakan Çelik, "Yapılan iş başından sonuna yanlış bir iştir. Mesele sadece fiziki olarak DEAŞ'ın geriletilmesi değildir. Mesele terör mevzusunun geriletilmesidir." dedi.

Bakan Çelik, "Bu şekilde DEAŞ'la mücadelenin neticesi PKK'nın PYD'nin o bölgede alan hakimiyeti kurması sonucunu doğurursa DEAŞ ya da başka bir örgüt iki katı güçle tekrar bütün dünyanın başına bela olur." diye konuştu. 

AB ülkelerinin Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konusuna mesafeli yaklaşımına ve bunun Türkiye açısından sürdürülebilir bir durum olup olmadığına ilişkin soruya Bakan Çelik, "Evet, sürdürülebilir bir durum. Hiç acelemiz yok. Çünkü Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesini biz de istiyoruz ama asıl bu konuda acelemiz şuydu, eğer bu TTIP (AB-ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı) anlaşması yapılsaydı, Amerika ve Avrupa arasındaki o tablonun dışında kalmak istemiyorduk. Ama şimdi bu anlaşmanın da zora girdiği görünüyor. (ABD Başkanı Donald) Trump da çok iştahlı değil buna." yanıtını verdi.

Gümrük Birliği'nin güncellenmesi fikrinin AB'nin Dünya Bankasına yaptırdığı analizlerin sonucunda ortaya çıktığını ve kazan-kazan durumunun oluştuğunu hatırlatan Bakan Çelik, şöyle devam etti:

"Burada dramatik olan şudur: Almanya gibi bir ticaret devletinin siyasi bir meseleyi ekonomik bir mesele ile krize sokması. Bakın, Trump'tan korumacılıkla ilgili teklifler geliyor. Çin Komünist Partisinin (ÇKP) Ulusal Kongresi vardı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping orada yaptığı konuşmada küreselleşmeden, serbest ticaretten bahsetti. Şimdi, Sayın (Almanya Başbakanı Angela) Merkel de serbest ticaretten, küresel ticaretten yana olduklarını söylerken 'Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesini istemiyoruz' demek, korumacılık mantığının yanında saf tutmaktır. Siyasi meselelerin herhangi bir şekilde ekonomik meselelerle karıştırılmaması ilkesi, burada ihlal edilmiştir. Bu, ihlal edenlerin düşünmesi gereken bir meseledir. Burada bizim açımızdan bir problem yok. Aceleci değiliz, güncelleme konusunda hazırlarsa biz hazırız."


Diğer Etkinlikler

Image
 
Image
 
Image
 
Image
 
Image
 

Güncelleme: 28/10/2017 / Hit: 977