ENGLISH
  Güncelleme: 13/12/2011

Sayın Egemen Bağış'ın 8-9 Aralık 2011 AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesi Sonuçlarına ilişkin Basın Duyurusu


      
8-9 ARALIK 2011 AB HÜKÜMET VE DEVLET BAŞKANLARI ZİRVESİ SONUÇLARINA İLİŞKİN OLARAK AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VE BAŞMÜZAKERECİ SAYIN EGEMEN BAĞIŞ'IN DEĞERLENDİRMESİ


Avrupa Birliği tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşamaktadır ve 8-9 Aralık 2011 tarihlerinde yapılan AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinin ana gündemini de bu kriz oluşturmuştur. Zirve, ortak para birimi Avro'nun ve Avro Bölgesi'nin ve bir bütün olarak AB'nin geleceği açısından kritik önem taşımaktadır. Krizin aşılması için üzerinde uzlaşılan adımların, kararlılıkla uygulanması halinde Avrupa Birliği'ni orta-uzun vadede güçlendireceğine inanıyoruz. Ülkemizin en önemli ticari ve ekonomik ortaklarından birisi olan AB'nin bir an önce sağlığına kavuşarak, Türkiye'nin müzakere sürecinde yaşanan sorunların aşılması için gerekli iradeyi ortaya koymasını bekliyoruz.

Genişleme, AB Zirvesinin önemli bir gündem maddesi olmamasına rağmen, ülkemizin pek çok alanda kaydettiği gelişmelere ilişkin olarak, Zirve Sonuçlarında da tümüyle benimsenen 5 Aralık 2011 tarihli Genel İşler Konseyi Sonuçlarında yer alan aşağıdaki ifadeler olumlu değerlendirilebilecek niteliktedir.

Bu çerçevede özellikle,

* Türkiye'nin AB için "anahtar ülke" konumunda olduğunun Konsey tarafından teyit edilmesi,

* 2011 genel seçimlerinin, gerek demokratik standartlar ve hukukun üstünlüğü, gerek katılım oranı ve temsiliyet açısından memnuniyetle karşılanması,

* Ülkemizin ekonomik başarısının ve Avrupa'nın rekabet gücünün değerli bir parçası olduğunun vurgulanması,

* Türkiye'nin bölgesindeki reformları desteklemek konusundaki rolünün ve gücünün Konsey tarafından tanınması,

* Türkiye'nin reform sürecine atfettiği önemin ve Avrupa Birliği Bakanlığı'nın kurulması başta olmak üzere, bu çerçevede atılan yasal ve kurumsal adımların altının çizilmesi,

* Özellikle güvenlik güçlerinin sivil denetimi, yargı reformu ve dini özgürlükler konusundaki gelişmelerin Konsey tarafından övgüyle karşılanması,

* Yeni Anayasa hazırlıklarından duyulan memnuniyet ve bu çerçevede yürütülen çalışmaların olumlu değerlendirilmesi,

* PKK terörizminin kınanması ve terörizmle mücadelede Türkiye ile tam dayanışma içinde işbirliğine ve diyaloğa hazır olunduğunun belirtilmesi,

* Avrupa Komisyonu tarafından önerilen "Pozitif Gündem"in Konsey tarafından olumlu karşılanması ve bu sürecin, Müzakere Çerçeve Belgesi ile uyumlu bir biçimde katılım müzakerelerini desteklemesi gerektiğinin vurgulanması

Hükümetimizin AB sürecinde kaydettiği gelişmelerin ve önümüzdeki dönemde atacağı adımların doğru yönde olduğunun birer göstergesidir.

Ayrıca, Konsey Sonuçlarında, "müzakere sürecinde inandırıcı bir yaklaşım olmadan, Türkiye'nin AB'ye katkısının gerçek anlamda sağlanamayacağının" vurgulanmış olması, ülkemizin karşı karşıya kaldığı haksızlıkların Konsey tarafından da kabul edildiğini ortaya koymaktadır.

Öte yandan, AB'nin, bir yandan Türkiye'yi ifade ve basın özgürlükleri konusunda eleştirirken, diğer yandan sadece yarım bir devletin şımarık tavırları nedeniyle 23. ve 24. fasılların açılmasının engellenmesine göz yumması ne denli bir çelişki içinde olduğunun en açık göstergesidir. Bu çerçevede, AB'nin gerek bu konulardaki gerek vize, yasadışı göç, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmelerle ilgili eleştiri ve görüşlerinin kabul edilmesi mümkün değildir. AB'nin, şayet samimiyse, Türkiye'yi eleştirmeden önce kendi ev ödevini yapması ve verdiği sözleri yerine getirmesi gerekir.

Türkiye'de yargı bağımsızlığı ilkesi çerçevesinde mahkeme kararlarına müdahale edilemez. İfade özgürlüğüne ilişkin eleştiriler halen devam etmekte olan soruşturma ve davalarla ilgili olduğundan, yargı sürecinin sonuçlanması beklenmeli ve bağımsız yargının vereceği karara saygı duyulmalıdır.

Türkiye'nin Avrupa'ya yönelik yasadışı göçün "kaynağı" olarak nitelendirilmesi de kabul edilemez bir yanılgıdır. Türkiye, ekonomik gücü, ileri demokrasisi, siyasi istikrarı, bireysel hak ve özgürlüklerde ulaştığı gelişmişlik düzeyi ile insanımızın kendi topraklarında yaşamaktan mutluluk ve gurur duyduğu bir ülke haline gelmiştir. Ayrıca son dönemdeki istatistikler de göstermektedir ki, Türkiye Avrupa'ya göç veren değil, göç alan bir ülke konumuna gelmiştir. Biz, Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde üzerimize düşen her türlü yükümlülüğü yerine getirdik ve AB Adalet ve İçişleri Konseyi'nin, Avrupa Komisyonu'nu, biran önce nihai hedefi vize serbestisi olan süreci başlatması yönünde yetkilendirmesini bekliyoruz.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'nin geleceğini ipotek altına alan yaklaşımını, her AB Zirvesinde olduğu gibi, bu Zirvede de ortaya koyması, hem Türkiye hem de AB adına büyük bir hayal kırıklığıdır. Bu çerçevede özellikle Zirve Sonuçlarının 14. paragrafında yer alan Türkiye'nin açıklama ve sözde "tehditleri"nden ciddi kaygı duyulduğu ifadesi ve Konsey dönem başkanlığının rolüne tam anlamıyla saygı gösterilmesi yönünde ülkemize çağrıda bulunulmuş olması tarafımızdan kabul edilemez. Avrupa Birliği'nin, anlamsız bir dayanışma ruhu içinde, Kıbrıs meselesinde artık "yavuz hırsız"a destek çıkmaktan vazgeçerek, yapıcı ve objektif bir yaklaşımla BM Genel Sekreteri'nin soruna çözüm gayretlerine destek olmaya çalışmasını beklerdik.

Dünya barışına katkı sağlayacak uluslararası bir aktör olma amacını taşıyan ve ahde vefa başta olmak üzere evrensel değerler üzerine inşa edilen Avrupa Birliği'nin, bu değerlere ciddi anlamda katkı sağlayacak Türkiye'nin katılım sürecine daha açık bir destek vermesi gerekir. Türkiye, Avrupa Birliği'nde yaşanan mevcut krizden bağımsız olarak, tam üyelik müzakereleri çerçevesinde reform çalışmalarına devam etmek konusunda kararlıdır. Türkiye'nin katılım sürecine ilişkin aynı kararlılığın, ahde vefa ilkesi çerçevesinde, Avrupa Birliği tarafından da açıkça sergilenmesini bekliyoruz.



Güncelleme: 13/12/2011 / Hit: 11,045