2004-02-10 Mehmet Ali Kışlalı - Radikal

Son Güncelleme: 04 Temmuz 2007

MGK değişti ama

M.Ali Kışlalı

12Mart 1971 muhtırasının açtığı yarı askeri dönemde yayımladığım Yankı dergisinde Milli Güvenlik Kurulu'nun önemine işaret eden bir yazı yazmıştım. Demirel iktidarlarının güçlü ikinci adamı İhsan Sabri Çağlayangil "Bu konuya fazla önem veriyorsun. MGK nihayet hükümete tavsiyede bulunan bir kurum" demişti. Ama bu sözleri yansıttığım Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, "Doğru ama Sovyetler Birliği'nde politbüro da bir danışma kuruludur" değerlendirmesi yapmıştı. MGK içinde ülkenin en yetkili sivil ve askerlerinin bulunduğunu, orada alınacak tavsiye kararının ağırlığını belirtmek istemişti.
Avrupa Birliği'nin ve kimi iç çevrenin de ısrarıyla, bünyesinde önemli değişiklikler yapılmasını sağladığı MGK yine gündemde.
Önce mahut 'tezkere' dolayısıyla ön plana çıkmış,AKP iktidarı o zaman tezkerenin TBMM'den geçememesini "Ne yapalım askerler bize destek vermedi" diye izaha kalkışmışlardı.
Böylece, mevzuatında değişiklik yapılmış olsa da MGK'nın ne kadar önemli bir kurum olduğu bir kere daha vurgulanmıştı.
Şimdi, New York'a gitmeden önce yapılan MGK toplantısında 'Annan Planı'nın da dikkate alınacağı, ancak Türkiye ve KKTC için yaşamsal olan birkaç husustan vazgeçilmeyeceği' tavsiye kararı alınmıştı.
Dışişleri Bakanı Gül bunun bir karar değil, sadece hükümete tavsiye olduğunu, kararı hükümetin alacağını söylemişti.
MGK içinde bu kararı onaylayanların büyük çoğunluğu zaten hükümet üyeleri değil miydi?
AKP iktidarının anlayışı Annan'a verilen yanıtta anlaşıldı. Bu durumu, muhalefet bir yana, MGK içinde yer alan askerler ile kararın oluşumunda ön planda rol oynayan Dışişleri diplomatları da yadırgadı.
Hükümet kendini, Gül aksini ifade etse ve temel tavrımızdan vazgeçmediğimizi söylese de, attığı adımla güç duruma sokmuştu.
Erdoğan'ın bu pek mantıki kabul edilmeyen tavrının ardında Başkan Bush ile yapmış olduğu görüşmede edindiği 'Olası ABD desteği' olduğu düşünüldü. Ama bu olasılığın gerçekleşme gücü hakkında AKP çevrelerinde bile şimdi büyük kuşku var.
Türkiye çok garip bir dayatma ile karşı karşıya.
Annan, Türk ve Rum tarafları aralarında anlaşmazlarsa benim plan geçerli olur ve boşlukları ben doldururum. Taraflar da bu son şekliyle planı referanduma sunmak zorundalar" diyor.
Türkiye ise bilinen üç ana noktadan asla vazgeçmeyeceğini söylüyor.
Bunlar, iki kesimliliğin tescili, Türkiye'nin garantörlüğünün sürmesi ve adada Türk askerinin bulundurulması.
Bütün bu tartışmalar sürer, Türkiye'nin kendini bir çıkmaz ve oldubitti içinde hissetmesi gerektiği, belli kimi meslektaşça iddia edilirken, Gül'ün bir TV programındaki sözleri dikkat çekti.
Gül, zamanın başbakanı İnönü'nün Time dergisi adına konuştuğumuzda "Haklı durumumuzu müttefikler kabullenmezse ne olur" sorumuza verdiği yanıtta yer alan "O zaman bu dünya yıkılır, yenisi kurulur ve Türkiye orada yerini bulur" sözlerini yineliyor, ama bunun Türkiye'nin lehine olmayacağını da vurguluyordu.
Soru işaretleriyle dolu durum galiba bu hafta aydınlanacak.

Bu döküman ab.gov.tr sitesinde bulunan makaleden otomatik üretilmiştir