Avrupa Birliği Bakanlığı Türkiye’nin AB’nin Geleceğine Katkılarını Sivil Toplum Temsilcileri ile Birlikte Berlin’de Değerlendirdi - AB BAKANLIĞI

Avrupa Birliği Bakanlığı Türkiye’nin AB’nin Geleceğine Katkılarını Sivil Toplum Temsilcileri ile Birlikte Berlin’de Değerlendirdi

Avrupa Birliği Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik’in himayelerinde Berlin’de, 14-15 Aralık 2016 tarihlerinde, Türkiye ve Almanya’dan akademisyenlerin, medya ve iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla “TÜRKİYE-AB SİVİL TOPLUM BULUŞMALARI” başlıklı üç ayrı toplantı düzenledi.

Toplantıda Türkiye’den ve Almanya’dan sivil toplum temsilcileri bir araya geldi ve Türkiye-AB ilişkilerini mevcut konjonktürde değerlendirerek görüş alışverişinde bulundu. Bu toplantı serilerinde paylaşılacak fikirlerin ve önerilerin, Türkiye ve AB’nin ortak geleceği açısından yol gösterici nitelikte olması hedeflenmektedir.

Avrupa Birliği İletişim Stratejisi’nin (ABİS) önemli paydaşlarından olan iş dünyası temsilcilerinin, akademisyenlerin ve medya mensuplarının bu toplantı serilerinde buluşturulmasına ilk olarak 29 Kasım tarihinde Brüksel’de başlandı. Berlin’de gerçekleştirilen seriden sonra toplantılara diğer AB üye ülke başkentlerinde de devam edilecektir.

AB Bakanı Ömer Çelik, Türk ve Alman iş dünyasının temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, gerek iş dünyasının, gerek akademisyenlerin gerek sivil toplum örgütlerinin gerekse gazetecilerin kendi aralarındaki diyaloğun doğru, sağlıklı ve kaliteli olmasının Türkiye ile Almanya'nın ve Türkiye ile AB'nin karşılıklı çıkarları bakımından gerekliliğine işaret etti.

Türkiye'nin nasıl bir tablo içinde yoluna devam ettiğini anlatmak istediğini belirten AB Bakanı Ömer Çelik, "Biliyorsunuz 15 Temmuz'da gerçekleşen hain darbe girişimini Türkiye 12 saat içinde kontrol altına almıştır. Fakat bu darbe girişiminin boyutları belki başka bir ülkede olsaydı, günlerce kontrol altına alınamayacak kadar büyüktü." diye konuştu.

Türk ordusundaki generallerin yaklaşık üçte birinin bu darbe girişimine katıldığına dikkati çeken AB Bakanı Ömer Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"TBMM bombalanıyor. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı öldürülmek isteniyor. 240'ın üzerinde şehit var ve binlerce yaralı var. Şöyle bir şeyi gözünüzün önüne getirin lütfen. Türk parlamentosunu hiç görmemiş olanlar için bir örnek olarak veriyorum. Bundestag (Alman Parlamentosu) bombalanıyor savaş uçakları tarafından. Brandenburg kapısının önünde tanklar dizilmiş ve sivil insanlara ateş ediyorlar. Bu Türkiye’de yaşandı. İsveç Eski Başbakanı Carl Bildt'in ve AB Konseyi Genel sekreteri (Thorbjorn) Jagland'ın söylediği gibi bu bir Avrupa ülkesinde ve bir Avrupa demokrasisinde yaşandı. Türk halkı bütün bir demokrasi tarihini baştan yazacak kadar sokağa dökülerek demokrasisine sahip çıktı. Zannediyorum bu 100 yıldır, 200 yıldır görülmemiş büyük bir demokrasi direnişidir. Ve bizim çok gurur duyduğumuz bir şey şudur, bu demokrasi direnişinde Türk kadınları en ön sıradaydılar. Sapık bir dini ideolojiye dayalı bir askeri diktatörlük kurmak isteyen bir grup, Türkiye'yi ele geçirmeye kalktı o akşam."

AB Bakanı Ömer Çelik, Türkiye'nin buna rağmen bir ay sonra terör örgütü DEAŞ ile daha etkili mücadele etmek için ordusunu Suriye topraklarına soktuğuna dikkati çekerek, "65 tane ülke koalisyonla DEAŞ ile etkili mücadele edemezken, Türkiye'nin bu girişimi sayesinde ilk defa NATO sınırları DEAŞ terör örgütünden temizlendi. Bu aynı zamanda Avrupa'nın doğal sınırlarının da DEAŞ terör örgütünden temizlenmesi anlamına geliyor." şeklinde konuştu.

- "Türkiye'de misafir ettiğimiz mültecilerin 800 bini çocuk"

Aynı zamanda Türkiye'nin 3 milyon mülteciyi barındırdığını vurgulayan AB Bakanı Ömer Çelik, "Bakın, Avrupa Birliği 54 bin tane mülteciyi alacaktı gönüllü yerleştirmeyle. 2 bin tanesi alınabildi." dedi.

Temasları kapsamında Federal hükümetin Göç, Mülteciler ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Aydan Özoğuz ile görüştüğünü aktaran AB Bakanı Ömer Çelik, Almanya'nın göç ve mülteci konusundaki yükün yönetilmesinin ne kadar zor olduğunu bildiğini kaydetti.

AB Bakanı Ömer Çelik, "Türkiye'de misafir ettiğimiz mültecilerin 800 bini çocuk. Bunların 400 binine eğitime veriyoruz. 400 bin sayısı önemlidir. Çünkü bu 400 bin çocuğa verdiğimiz eğitim Finlandiya'daki bütün öğretim gören çocukların sayısının 400 bin olduğu düşünülürse bunun ne manaya geldiği anlaşılır." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin misafir ettiği mülteci sayısının AB ülkesi olan Slovakya nüfusunun yarısı olduğuna işaret eden AB Bakanı Ömer Çelik, şunları kaydetti:

"Biz şimdiye devlet ve sivil toplum örgütleri olarak Suriyeli mülteciler için 25 milyar dolar harcadık. AB yük paylaşımı manasında Türkiye'ye 3 milyar avro taahhüt etmişti. Şu ana kadar gelen 640 milyon avro civarındadır. Bunun da Türk kurumlarına doğrudan gelenlerin 120 milyon Milli Eğitim Bakanlığına, 90 milyon Sağlık Bakanlığına, 12 milyon avro İçişleri Bakanlığı şeklindedir. Bu çocukların acil eğitim görmesi lazım. Biyolojiyi durduramayız. Çocuklar büyüyorlar. Bu çocukların etrafımızdaki radikal bir takım DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı korunması için de bu eğitimi hızlı bir şekilde alması lazım. Bu neslin kayıp bir nesil olmaması lazım. Ama AB'nin bu yardımları aktarma mekanizması o kadar yavaş ki ilkokul çağındaki bu çocuklar, korkarım ki bu paralar gelene kadar emeklik yaşına gelmiş olacaklar."

Türkiye'nin son bir yıl içinde büyük can kayıplarına yol açan yaklaşık 20 terör örgütü saldırısıyla karşı karşıya kaldığını anımsatan AB Bakanı Ömer Çelik, konuşmasına şöyle devam etti:

"DEAŞ terör örgütü, PKK, DHKP-C saldırmaktadır. Ama bu şartların içerisinde bile Türkiye hiçbir zaman sınırlarını kapatmamıştır. Türkiye'yi ziyaret eden İstanbul, Ankara'yı gören sevgili dostlarımız geldiklerinde modern bir Avrupa ülkesindeki çoğulculuğu ve hayatın dinamizmini görüler orada. Bakın Fransa'da Charlie Hebdo saldırısı olduğu zaman sınırlar kapatıldı. OHAL ilan edildi. Ama biz bir sene içinde 20 tane saldırıya maruz kaldığımız halde sınırlarımızı kapatmadık. Üstelik Türkiye'nin Suriye ile Irak'la bin 295 kilometre sınırı var. Bu sınırların öbür tarafında ordu gücü yok. Polis gücü yok. Ona rağmen ölümden kaçan insanlar için mülteciler için açık kapı politikası uyguluyoruz. Geçenlerde bir AB ülkesi 500 tane mülteci almak için referanduma gitmeyi teklif ediyordu. Biz ise bir gün içerisinde Suriye'den 100 bin kişiyi aldık. Sadece bir gün içerisinde 100 bin kişiyi aldık. Ölümden kaçan insanları oradaki katillerin elinde bırakmamak için. Bütün bu tabloya rağmen Türkiye dimdik ayaktadır."

Paris'te Charlie Hebdo saldırısı olduğu zaman Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın önemli ülkeleri oraya gittiğini ve bir dayanışma gösterdiğini anımsatan AB Bakanı Ömer Çelik, TBMM bombalandığında bu kadar şehit verilmesine rağmen Avrupa Parlamentosu Başkanı'nın 1,5 ay sonra Türkiye'ye geldiğini aktardı.

Bu 1,5 aylık sürede AB'den hiçbir yetkilinin Türkiye'yi ziyaret etmediğini, sadece İngiltere'nin AB'den Sorumlu Dışişleri Bakanı Yardımcısı Alan Duncan geldiğini belirten AB Bakanı Ömer Çelik, "Onun dışında hiçbir müttefikimizden hiçbir dostumuzdan ziyaret olmadı." ifadesini kullandı.

AB Bakanı Ömer Çelik, darbe girişimi gerçekleştiğinde aynı Charlie Hebdo saldırısından sonra olduğu gibi Ankara'da seçilmiş Cumhurbaşkanı ve seçilmiş hükümet ile güçlü bir dayanışma gösterilseydi dünyaya bir mesaj verilmiş olacağını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AB sınırları dışında bir demokrasi tehlikeye düştüğü zaman evrensel bir dayanışma ortaya konulacaktı. Bölgemizi kasıp kavuran radikal terör örgütlerine karşı DEAŞ ve El-Kaide gibi gençlere demokrasinin bir hedef ve umut olduğu mesajını verecektik. Aynı zamanda Avrupa'da yükselen aşırı sağcı ırkçı antisemitik ve İslamafobik bazı akımlara karşıda evrensel değerler temelinde dayanışmamızı göstermiş olacaktık. Avrupa Parlamentosu Türkiye ile bir dayanışma ortaya koymadığı gibi bu şartlar altındaki bir ülkeye teşekkür edecekken tuttu bir karar aldı Türkiye ile müzakereler kesilmesi lazım." 

Parlamentoların varlık sebebinin müzakereler olduğunu ve konuşmak için kurulduğunu ifade eden AB Bakanı Ömer Çelik, bir ülkeyle ilgili endişeler oturup konuşmak gerektiğini kaydetti.

"Bunun yerine müzakereleri kesmek en vizyonsuz yaklaşımdır." diyen AB Bakanı Ömer Çelik, Türkiye'nin hiçbir eleştiriden çekinmediğini kaydetti.

- "Ben diyorum ki 23 ve 24. fasılları buyrun açalım"

AB Bakanı Ömer Çelik, "İfade hürriyeti basın hürriyeti demokrasi hukuk devleti bu konularda ilerlemek isteyen önü açık bir ülkedir Türkiye ve bu konuda özgüvene sahiptir. Ben diyorum ki 23 ve 24. fasılları buyrun açalım. Normalde biz hukuk devleti ile basın ve ifade hürriyeti gibi kavramlardan korksak bu fasılların açılmasını istemeyiz. Avrupa bastırsa bile biz bu fasılları açmaktan uzak durmaya çalışırdık. Halbuki ben Türkiye'nin AB Bakanı olarak 23 ve 24. fasılları açalım. Temel haklar konusunu basın ve ifade özgürlüğünü gerçekçi bir zeminde tartışalım." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye AB ilişkilerinde esasen iletişimin en güçlü olması gereken dönemde olunduğunu, terörle mücadele ve mülteci sorununu yönetmek söz konusuysa Türkiye'ye teşekkür edildiğini belirten AB Bakanı Ömer Çelik, ancak  Avrupa Parlamentosu müzakerelerin askıya alınmasını istediğini kaydetti.

AB Bakanı Ömer Çelik, "Türkiye tarih boyunca bir Avrupa devleti oldu. 100 yıldır da güçlü bir Avrupa demokrasisidir." dedi.

Türkiye’nin AB üyeliğini milli çıkarlar açısından stratejik hedef olarak gördüğünü belirten AB Bakanı Ömer Çelik, “Bugüne AB üyesi olarak gelmedik." ifadesini kullandı.

AB Bakanı Ömer Çelik, terörle mücadeleye rağmen Türkiye’nin demokratik çoğulcu bir hukuk devletine sahip olarak, iş dünyasıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla diğer unsurlarıyla bu süreci devam ettireceğini belirterek, "Almanya'daki dostlarımıza önerim budur işbirliği alanlarımızı ve diyalog kanallarımızı daha çok güçlendirmek için eylem planları ortaya koyalım sorun alanlarını karşılıklı konuşarak çözüm yollarını beraber bulalım." diye konuştu.

AB Bakanı Ömer Çelik, Almanya’nın başkenti Berlin’deki temasları kapsamında Türk ve Alman medya temsilcilerinin bir araya geldiği toplantıda da bir konuşma yaptı.

Bu toplantılar yapılırken çok üzücü haberlerle karşı karşıya kalındığını ifade eden AB Bakanı Ömer Çelik, "Şu anda Halep’te maalesef bütün dünyanın gözünün önünde bütün modern kurumların gözü önünde bir halka karşı büyük bir soykırım gerçekleştiriyor." dedi.

Bosna-Hersek'te Srebrenica'da yapılan soykırımdan sonra herkesin bir daha dünyada benzer bir şeyin  olmayacağını düşündüğünü ifade eden AB Bakanı Ömer Çelik, "Dünya Srebrenica’daki, Bosna’daki soykırımdan ders çıkarmıştır diye düşünülüyordu. Orada masum insanlar BM askerlerinin gözünün önünde öldürülmüştü ve hiç kimse bir şey yapamamıştı. Halen biz Türkiye Cumhuriyeti olarak her sene Srebrenica kurbanlarını anma törenlerine hükümet düzeyinde, bakan düzeyinde katılıyoruz. Bu acıyı paylaşmaya devam ediyoruz. Geçmiş yıllarda ben de katılmıştım. Hakikaten yepyeni mezarlar bulunuyor. Hala yakınlarını arayan insanlar aradan bu kadar zaman geçtikten sonra yakınlarının en azından bir mezarları olsun diye hayret ediyorlar, acı çekiyorlar." şekline konuştu.

Şimdi benzer bir vahim ve acı durumun Halep'te yaşandığına işaret eden Bakan Ömer Çelik, "BM’nin ve dünyanın modern kurumlarının gözü önünde bu insanların katledildiğini söyledi.

- Koridorun açılması sabote ediliyor

Türkiye’nin insani bir koridor açılması, masum insanların ve sivillerin orayı terk etmesi için gayret gösterdiğine dikkati çeken AB Bakanı Ömer Çelik, şöyle konuştu:

"Ama koridorun açılması bile birtakım mücadelelerle sürekli sabote ediliyor. Şimdi de sivil konvoya saldırı yapıldığı, bu saldırı neticesinde yeniden ateşkesin sona ermesi gibi bir tablonun ortaya çıkabileceği değerlendiriliyor. Aslında ortada doğru düzgün bir ateşkes de yok. Sürekli ateşkes kararı alınıyor. Ama kısa zaman içinde bozuluyor. Dünyanın gözü önünde modern kurumların önünde bu katliamın gerçekleşmesi dünya için bir utanç vesilesidir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası hukuk alanında küresel barış anlamında uluslararası hukukun kazanımları, demokratik kazanımlar anlamında çok mesafe alındı. Ama tüm bu mesafelere rağmen gelinen noktada görüyoruz ki, var olduğunu düşündüğümüz kazanımlar Halep’teki insanlar için bir umuda dönüşmüyor bir yardıma dönüşmüyor. Bunun üzerine çok kafa yormak durumundayız. Hep beraber Halep için sesimizi daha çok yükseltmek durumundayız. Esasında çeşitli zamanlarda da görüyoruz. Dünyanın pek çok yerinde çeşitli olaylarla ilgili olarak insanlar sokağa dökülüyorlar. Oysa Halep için dünyanın ayağı kalkması lazım. Bu utançla dünyanın ciddi bir şekilde yüzleşmesi lazım.”

Türkiye'nin AB ve Almanya'yla ilişkilerinde iletişim kazalarının önlenmesi amacıyla buradaki toplantıların yapıldığını belirten Bakan Ömer Çelik, "Türkiye-AB ilişkilerinde gerilim yaşanıyor. Bu gerilimin çeşitli sebepleri var. Aktüel gündem çerçevesinde göç anlaşmasının, AB’nin karşı karşıya kaldığı büyük bir insani ve siyasi krizi önleme bakımından başarıyla uygulandığını görüyoruz. Şu ana kadar Türkiye 3 milyon mülteciye ev sahipliği yaparak birebir anlaşması çerçevesinde yükümlüklerini yerine getirerek, birçok olumlu işe imza attı. Herkesin tespit ettiği bir şey var. Bunu Alman muhataplarımız da söylüyorlar. Bu anlaşmanın işlemesinde Yunanistan yeterli bir kapasite üretemiyor. Ama Türkiye, bundan birkaç yıl evvel Akdeniz’de günde 7 bin kişi çıkarken ve bu insanlar Akdeniz sularında hayatlarını kaybederken, birebir anlaşması sayesinde bu 7 bin rakamı 10’lı 20’lı rakamlara inmiştir." şeklinde konuştu.

AB Bakanı Ömer Çelik, AB’nin sığınmacılar için söz verdiği 3 milyar avroluk yardımı yeterli düzeyde ve hızlı şekilde ödemediğini, bu yardımın taahhüt düzeyinde kaldığını aktardı.

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimini hatırlatan AB Bakanı Ömer Çelik, Türkiye’nin OHAL ilan ederken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine bağlı kalacağını bildirdiğini ifade etti.

Bir Alman televizyon kanalında Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşıtlık üreten bir program yayınlandığını anımsatan AB Bakanı Ömer Çelik, "Alman dostlarımızın söylediği bu programda aslında Türkiye uzmanları yok, Türkiye’yi tanıyan insanlar yok. Böyle birtakım eski istihbarat elemanı diyebileceğimiz insanlar bunu dile getirmişler. Peki bu Türkiye karşıtlığı niçin yapılıyor? Bu Cumhurbaşkanımıza yapılan bu karşıtlık niçin üretilmeye çalışılıyor? Bunun çok net belli sebepleri var. Türkiye uluslararası ilişkilerde hakkaniyet ve adaletin altını çiziyor. Buna karşı bir tutum gördüğünde Türkiye bunları eleştiriyor. Ve nitekim özellikle Türkiye-AB ilişkilerinde de dostlarımız sık sık bize,  kendinize özel birtakım ilkeler, imtiyazlar istemeyin, diyorlar. Biz de diyoruz ki Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde biz indirim istemiyoruz. Ama siz de söz konusu Türkiye olduğunda sürekli zam yapmayın bu ilişkilere ve sürekli olarak çifte standart üretmeyin.” değerlendirmesinde bulundu.

AB Bakanı Ömer Çelik Türkiye-AB ilişkilerinin doğru bir zeminde ilerlemesi gerektiğini kaydetti.

Türkiye’nin Almanya’da doğru anlaşılması için ve Almanya’nın Türkiye’de doğru anlaşılması için çok daha güçlü diyalog kanalarının kurulmasını isteyen AB Bakanı Ömer Çelik, "Önümüzdeki dönemde ortak değerlerimiz olan demokrasinin, hukuk devletinin, insan haklarının karşı karşıya kaldığı büyük meydan okumaları var. Bu meydan okumalara karşı Türkiye, AB ile beraber çalışma, beraber proje üretme, beraber eylem üretme konusunda büyük bir kapasiteye sahiptir." dedi.

AB Bakanı Ömer Çelik, Almanya temasları kapsamında Türk ve Alman akademisyenlerin bir araya geldiği toplantıda da bir konuşma yaptı.

Türkiye'nin içinde bulunduğu şartların ve ne yapmak istediğinin doğru anlaşılmadığını ifade eden AB Bakanı Ömer Çelik, bu konuda yanlış değerlendirmelere yer verildiğini belirtti.

"Türkiye hakkında anında hüküm veriliyor, anında karar veriliyor. Tabii bizim de bilgilendirme görevimiz var." diyen AB Bakanı Ömer Çelik, bu bilgilendirmenin açık bir şekilde ve diyalog çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini kaydetti.

Türkiye’de son bir yıl içinde, Charlie Hebdo saldırısından daha büyük  20’ye yakın saldırı gerçekleştirildiğine işaret eden AB Bakanı Ömer Çelik, ardından tanklarla, savaş uçaklarıyla ve ağır silahlarla başlatılan bir darbe girişimine şahit olunduğunu belirtti.

AB Bakanı Ömer Çelik, "Böyle bir tablo içerisinde Türk halkının beklentisi şuydu: Avrupa'daki dostlarımız, Avrupa’daki demokratlar, Avrupa demokrasileri Türkiye ile daha çok dayanışma içinde olur bekleniyordu." dedi. Ancak Türkiye'nin böyle bir pozitif bir yaklaşımı görmediğini anımsatan AB Bakanı Ömer Çelik, "Bir cümleyle darbe girişimini kınadılar, o bir ay boyunca 9 cümleyle Türkiye’nin darbeye karşı aldığı tedbirleri eleştirdiler. Çok tipik bir şey ortaya çıktı. Bazı açıklamalar maalesef darbecileri de böyle mazur göstermeye çalışan açıklamalardı” şeklinde konuştu.

- "Siyasi matruşkanın başında Erdoğan düşmanlığı var" 

Avrupa’daki aşırı sağcı akımların yükselmesine işaret eden AB Bakanı Ömer Çelik, "Berlin Duvarı'nın yıkılması Avrupa'daki entegrasyonun tamamlanması açısından pozitif bir dönem noktasıydı. Ama aşırı sağın yükselmesi negatif bir dönem noktasıdır. Aşırı sağın yükselmesi Avrupa projesine vurulmuş en büyük darbelerden birisidir. Avrupa’daki halklar arasında, insanlar arasında ideolojik olarak ve psikolojik olarak onlarca Berlin Duvarı’nın yeniden inşa edilmesi anlamına gelecektir. " şeklinde konuştu.

Bu kaygıların temelsiz olmadığına işaret eden AB Bakanı Ömer Çelik, Fransa’da yapılacak seçimlerde Le Pen'in partisinin ya birinci ya da ikinci parti olacağının beklendiğini aktardı.

AB Bakanı Ömer Çelik, Le Pen'in, AB'nin barış getirdiğine inanmadığını ve projeye karşı olduğunu söylediğini hatırlattı.

Avrupa’nın diğer ülkelerinde de böyle bir tehdidin yükseldiğine işaret eden AB Bakanı Ömer Çelik, "Buna karşı beraber mücadele etmemiz lazım. Ama burada bir siyasi matruşka söz konusu. Bu siyasi matruşkanın en üstüne Erdoğan düşmanlığını koyuyorlar. Onu kaldırdığın zaman altından Türkiye düşmanlığı, Türkiyefobia çıkıyor. Onu kaldırdığın zaman altından İslamofobi çıkıyor. Onu kaldırdığında antisemitizm çıkıyor. Onu kaldırdığında altından yabancı düşmanlığı ve göçmen düşmanlığı çıkıyor. Ama en dibinde, en kökünde Eurofobia var, Avrupa değerlerine düşmanlık var. Avrupa projesine karşı bir sabotaj girişimi var.” dedi.

Ana akım siyasetçilerin Avrupa'daki aşırı sağla siyasi yarışa girmek için Türkiye'yi iç politikalarında bir malzeme olarak kullanmalarının esasında aşırı sağı daha çok güçlendirdiğini ifade eden AB Bakanı Ömer Çelik, "Türkiye ile ilgili herhangi bir şekilde Türkiye AB’ye üye olmaz. Ya da Avrupa Parlamentosu, Türk parlamentosu ile dayanışma içinde olması gerekirken, 'Türkiye ile müzakereleri keselim' derken aslında Türkiye’ye bir zarar vermiyor. Avrupa projesine zarar veriyor. Avrupa projesinin Avrupa kıtasıyla sınırlı kalması Avrupa’da aşırı sağın arzu ettiği bir şey." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin eleştiriden çekinmediğini vurgulayan AB Bakanı Ömer Çelik, "Bizi eleştirmeye teşvik ediyoruz. Bizim hoşlanmadığımız şey Türkiye’ye karşı kara propaganda yapılmasıdır. Türkiye’ye zarar verilmesidir. Türkiye’yi eleştirmek meşru bir şeydir ama Türkiye karşıtlığı doğru bir şey değildir." şeklinde konuştu.

- AB-Türkiye anlaşması

Türkiye’nin, 18 Mart'ta yapılan AB-Türkiye anlaşmasına bağlı olduğunu, ancak AB’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirten AB Bakanı Ömer Çelik, “18 Mart mutabakatının içinde bazı unsurlar var. Vize serbestisi var, gerçekleşmedi. Türkiye’ye gönderilmesi gereken 3 milyar avro var, gerçekleşmedi. Türkiye ile katılım müzakerelerinin canlandırılması var, bu da gerçekleşmedi. Şimdi bir de katılım müzakerelerini tamamen ortadan kaldıracak şekilde fasıllar açılmasın diye bir cümle ortaya koyulursa Avusturya’nın ırkçı yaklaşımlarına karşı, o zaman 18 Mart anlaşmasını AB bozmuş olacak. Biz değil." ifadelerini kullandı.

AB Bakanı Ömer Çelik, Türkiye’nin 3 milyon sığınmacıyı misafir ettiğine dikkat çekerek, "Halep’ten gelebilecek yeni bir göç dalgasına karşı da hazırlık yapıyoruz. Musul’dan gelebilecek yeni bir göç dalgasına karşı da hazırlık yapıyoruz." dedi. Bütün bu tablo içinde, Türkiye ve Almanya’nın çeşitli boyutlarda çok daha ciddi bir şekilde konuşması gerektiğini ifade eden AB Bakanı Ömer Çelik, sadece hükümetler arasında değil, sivil toplum örgütleri arasında, akademisyenler arasında bu konuşmaların yapılması, diyaloğun güçlendirilmesi gerektiğini önemsediğini sözlerine ekledi.

Kaynak: AA

Sayfa görüntüleme sayısı:1840
Son güncelleme tarihi: 2016-12-15 19:50:54