Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Newsweek dergisinde yayımlanan makalesi - AB BAKANLIĞI

Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Newsweek dergisinde yayımlanan makalesi

("The Robust Man of Europe: Turkey has the vigor that the EU badly needs" başlıklı makalenin Türkçe çevirisidir.)

Avrupa'nın Güçlü Adamı
Türkiye, AB'nin çok ihtiyaç duyduğu güce sahip.
Recep Tayyip Erdoğan
17 Ocak 2011

 

Bu yüzyılın ilk on yılının sonuna geldiğimizde, dünya politikasında güç dengelerinin nasıl değiştiğini gözlemleyebiliyoruz. G-20, küresel ekonomiyi izlemek üzere G-7'nin yerini alıyor. Uluslararası düzeni daha fazla temsil edebilmek için, BM Güvenlik Konseyi'nin yeniden yapılandırılması ihtiyacı her geçen gün daha da artıyor. Ve başta Brezilya, Hindistan, Türkiye olmak üzere yükselen güçler küresel ekonomik ilişkilerde oldukça iddialı roller üstleniyorlar.

  Newsweek 

Avrupa Birliği, güçler dengesindeki bu değişimlerin dışında kalan bir alan olamaz. Mali kriz, Avrupa'nın daha fazla dinamizme ve değişime ihtiyacı olduğunu ortaya çıkardı. Avrupa'nın işgücü piyasaları ve sosyal güvenlik sistemleri komada mücadele veriyor. Avrupa ekonomileri durgunluk içinde. Avrupa toplumları yaşlanıyor. Avrupa, bu sorunlara çözüm bulmadan, yeni dünya düzeni içinde gücünü ve itibarını muhafaza edebilecek mi?

Bütün bu gelişmeler yaşanırken, AB'ye aday ülke olan Türkiye, etkileyici ekonomik gelişmesi ve siyasi istikrarı ile küresel sahneye damgasını vuruyor. Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olan Türkiye'nin, 2011'de de aynı oranlarda büyümesi bekleniyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) tahminlerine göre Türkiye, 2050 yılı itibarıyla Avrupa'nın en büyük ikinci ekonomisi olacak. Türkiye, doğrudan yabancı yatırımlar için gelişmiş piyasa riskiyle, ama gelişmekte olan piyasa getirisi sağlayan bir pazardır. AB'nin ihtiyaç duyduğu güç, Türkiye'de mevcuttur.

Durum sadece ekonomiyle sınırlı değil. Türkiye uluslararası politikada yumuşak gücüyle küresel ve bölgesel bir aktör haline gelmiştir. Türkiye, on yıllardır ihmal ettiği komşularını yeniden keşfediyor. Balkanlar'dan Orta Doğu'ya ve Kafkaslar'a uzanan geniş coğrafyada aktif bir dış politika izliyor. Türkiye'nin bölgedeki ülkeler ile yürütmekte olduğu "sıfır sorun, sınırsız ticaret" politikası, bir istikrar alanı yaratmayı hedefliyor. 61 ülke ile vizesiz seyahat yapıyoruz. Bu, romantik bir Neo-Osmanlıcılık değildir: Bu, küresel düzenin getirdiği yeni vizyona dayanan reel politikadır. Ve bu vizyonun bir sonraki on yılda AB'ye de yol göstereceğine inanıyorum.

Yoğun diplomatik çabalarımız, Irak, Afganistan ve Balkanlar'da ve İran nükleer programı konusunda da meyvelerini vermiştir. Türkiye, küresel politikanın bütün önemli alanlarında faal bir aktör olmuştur. Bu ivmeyi yavaşlatmak niyetinde değiliz. Türkiye, AB üyesi olduğunda, dış politikayla ekonomik politikadan, bölgesel güvenlik ve sosyal uyuma kadar uzanan geniş bir yelpazede Avrupa'nın çıkarlarına katkıda bulunacaktır.

Türkiye'nin AB'ye katılımı açıklama gerektirmeyen güçlü bir argümanken, katılım süreci bazı üye devletlerin liderliğinde bir direniş ile karşı karşıya kalıyor. Ne yazık ki müzakere süreci, olması gerektiği gibi ilerleyemiyor. Müzakere edilmesi gereken yirmi iki fasıldan on sekizi siyasi gerekçelerle bloke edilmiş durumda. Bu durum, daha önce hiçbir aday ülkenin karşılaşmadığı, bir bakıma siyasi bir bizans oyunu haline gelmiştir. Bu muameleyle sadece Türkiye karşı karşıya.

Avrupalı dostlarımızın artık Türkiye-AB ilişkilerinde bir dönüm noktasına hızla yaklaşmakta olduğumuzun farkına varmaları gerekiyor. Son genişleme dalgalarında AB, nispeten küçük ve ekonomik anlamda zayıf ülkeleri, bu ülkelerin ekonomik büyümelerine katkıda bulunmak, demokrasilerini güçlendirmek ve onların güvenliğini sağlamak amacıyla sorunsuz bir biçimde üye yapmıştır. Bu ülkeler AB'ye alınmasalardı, bölgede meydana gelebilecek bir siyasi çalkantı ile karşı karşıya gelmeleri riskini göze almak gerekecekti. Türkiye için böyle bir durum söz konusu değildir. Bu ülkelerin aksine, Türkiye, güçlü ekonomisi ve artan yumuşak gücüyle bölgesel ve uluslararası bir aktör haline geldi. Geri püskürtmelere direnebiliyor olması, Türkiye'nin dışlanması için bir sebep olmamalıdır. Aslında bazen, Türkiye'nin gücünün Avrupa Birliği'ne katılımında bir engel mi teşkil ettiğini merak ediyorum. Eğer böyleyse Avrupa'nın stratejik hesaplarının sorgulanması gerekiyor.

Türkiye'nin Avrupa'nın kapısını ilk defa çalmasından bu yana yarım yüzyıldan fazla zaman geçti. Başlangıçta, Türkiye'nin AB'ye üye olma girişimi temel olarak ekonomik kaygılara dayanmaktaydı. Oysa, günümüz Türkiye'si farklı bir noktada. Artık bir takım haklı gerekçeler olmaksızın, bir ricacı gibi AB kapısında bekletilebilecek bir ülke değiliz.

Bazıları, Türkiye'nin Avrupa dışında gerçek bir alternatifinin olmadığını iddia ediyorlar. Türkiye ve AB arasındaki ekonomik bütünleşme düzeyi ve özellikle liberal ve demokratik bir Avrupa'nın Türkiye'de gerçekleştirilen reformlar bakımından her zaman itici bir güç olduğu gerçekleri göz önünde tutulduğunda, bu tez haklı olabilir. Bununla birlikte bu görüşün tersi de geçerlidir: Yani, Avrupa'nın da Türkiye dışında gerçek bir alternatifi yoktur. Özellikle dünyada güçler dengesinin değiştiği bir dönemde, AB'nin, daha güçlü, daha zengin, daha kapsayıcı ve daha güvenli bir Birlik olabilmesi için Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Avrupalı dostlarımızın çok geç olmadan bu gerçeğin farkına varmalarını umuyorum.

Sn. Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı.

Kaynak: Newsweek

Sayfa görüntüleme sayısı:9586
Son güncelleme tarihi: 2011-01-24 10:22:05